1994’ten bu yana başka bir deyişle tam 19 yıldır yayın hayatını ara vermeden sürdüren Sinema Dergisi, bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bağlı olduğu kurumun el değiştirmesi üzerine yeni sahipleri tarafından apar topar kapatıldı. Bir yandan ülkemizde sinema endüstrisinin büyümesinden, sinema salonlarının sayısının ve gösterime giren film sayısının artmasından bahsedilirken diğer yandan popüler sinema ile ilgili yayınlanan tek derginin kapatılması elbette kabul edilebilir değil. Sinema Dergisi’nin bir diğer özelliği de doğumunun 90’ların ortasına, tam da Türkiye’de popüler kültürün yeniden hâkim olmaya başladığı yıllara denk gelmesiydi. Bu açıdan benim gibi çocukluktan gençliğe adım atma yılları o günlere rastlayan kuşak için başka bir anlam taşıyor, her sayısında o günlere ait hem kişisel hem de toplumsal başka bir hatıra barındırıyordu adeta.
Örneğin henüz internetle tanışmadığımız, izleyeceğimiz filmleri Atilla Dorsay’ın Yeni Yüzyıl’daki köşesinde verdiği yıldızlara göre belirlediğimiz günlerde piyasaya çıkan, Sylvestre Stallone ve Sharon Stone’u sarmaş dolaş bir halde kapağa taşıyan ilk sayı… Bu fotoğrafın yanı sıra kapağın alt kısmında yer alan “Hard Seks Hollywood’da” başlığının gözümüze sokulmasında yayın hayatına yeni atılmanın verdiği tiraj kaygılarının yanı sıra aynı yıllarda yayına başlayan özel televizyonlar sayesinde hayatımıza giren kırmızı noktalı filmler, Tutti Frutti’ler ile Emre Matraş ve Serdar Ortaç’ın akla zarar kliplerinin de etkisi büyüktü şüphesiz. Sayfaları çevirmeye başlayıp Yıldırım Aktuna, Türkan Şoray, Ali Kırca ve Sakıp Sabancı gibi isimlerin iyi dilek mesajlarını geçince Ekim 1994’de gösterime girecek filmler çıkıyordu karşımıza. Meryl Streep ve Kevin Bacon’lı The River Wild, “Geleceğin Yönetmeni” olarak görülen Brad Renfro’lu The Client, “100 milyon dolarlık” True Lies, Jack Nicholson ve Michelle Pfeiffer’ı bir araya getiren Wolf, iki yeni yetme Keanu Reeves ve Sandra Bullock’u star kategorisine yükselten Speed’e rastlıyorduk sırasıyla. “Hard Seks” dosyası ise günümüzde bu tarz bir derginin ipinin çekilmesine yetecek kadar yüksek dozda erotizm içeriyordu: Color of Night, Delta of Venus ve Exit to Eden filmlerinden fırlamış çıplak bedenler sere serpe karşımızdaydı. Derginin Türk sinemasına olan ilgisi de ilk sayıdan başlamıştı: “Yeni Projeler” isimli dosyada Nurseli İdiz, Tolga Savacı, Kaan Girgin ve Lale Mansur gibi şu günlerde adını artık duymadığımız yıldızların yeni filmlerinden bahsediliyordu.
Refahyol iktidarıyla birlikte Türkiye’de muhafazakârlaşma endişesinin iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığı, Çiller-Erbakan-Yılmaz üçlüsünün televizyonlardan eksik olmadığı, henüz Susurluk kazasının yaşanmadığı ve Fatih Terim’in Galatasaray’ın başında teknik direktör olarak ilk maçlarına çıktığı 1996 yılının Eylül ayında Sinema Dergisi de köklü bir değişim geçiriyordu. Bir kere derginin ebatları değişmiş ayrıca son sayıya kadar sürdürülecek olan “Amerikan cilt” tekniğine geçiş yapılmıştı. Dergi içeriğinde Mission Impossible, Trainspotting ve Eraser gibi filmlerin incelemeleri yer alırken dikkat çeken başka bir nokta da sayfalarda artık yavaş yavaş cep telefonu reklamlarına rastlanmasıydı. Günümüze kadar devam edecek “karton afişet” geleneği de yine bu sayıyla başlamıştı. Cine5 ile “şifreli kanal” kavramının da hayatımıza girmiş olduğu bu dönemde derginin son sayfaları o ay TV’de yayınlanacak filmlere ayrılıyordu.
DSP-MHP koalisyonu ve sonrasında
Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesiyle şeriat korkusunu atlatan fakat
bir yıl önce yaşanan iki depremle büyük yara alan Türkiye bu kez de ekonomik
krizlerle karşı karşıyaydı. Bu esnada rock müziğin genç ismi Teoman “Paramparça”
diye haykırırken pop müziğin hanımefendisi Candan Erçetin “Elbette” ile
ortalığı kasıp kavuruyordu. Bir ay önce
altıncı yaşını kutlayan Sinema Dergisi ise Kasım 2000 sayısında X-Men filmini
kapağa taşıyarak günümüze kadar edecek süper kahraman filmleri furyasının açılışını
yapıyordu adeta. Özel seans bölümünde internette hangi yıldıza kaç site
adandığı incelenirken ayın filmleri olarak The Cell, The Million Dollar Hotel
ve Snatch göz çarpıyordu. Işık ve Gölge isimli bölümde Atilla Dorsay, Atina’da
katıldığı 13.Avrupa Sinema Panoraması izlenimlerini aktarırken Sinema Dersleri
bölümünde Fransız yönetmen Claude Sautet’ye yer veriliyordu. Televizyon
sayfalarında Cine5’e bir rakip geldiği görülüyor, Digiturk isimli bir uydu
şirketi bünyesindeki Moviemax kanalında Full Metal Jacket, Hilary and Jackie ve
Urban Legend gibi filmlerin yayınlanacağı duyuruluyordu. Sinema Çıkışı
bölümünde Abuzer Kadayıf ve Oyunbozan filmleriyle kendine has bir “hayran”
kitlesi edinen Melda Arat, birçok filmin ortasında uyuyakaldığını ya da salonu
terk ettiğini paylaşıyordu bizlerle.
2001’in Ekim ayının başında Dünya
hala üç hafta önceki şokun etkisinden çıkamamış, nedenleri ve sonuçları bugün
hala tartışılan 11 Eylül saldırıları global bir paranoyanın ilk tohumlarını
atmıştı. Türkiye ise Ecevit-Sezer arasındaki anayasa fırlatma hadisesi, Üzeyir
Garih cinayeti, Taksim’deki patlama, Kemal Derviş’in bakanlığa atanması derken
oldukça hareketli bir yıl geçiriyordu. O ay sinema dergiciliğinde de bir
hareketlenme olmuş ve Sinema’ya Altyazı adında bir kardeş gelmişti ancak
açıkçası kimse çoğu amatör isimlerden oluşan bu derginin yayın hayatına uzun
süre devam edebileceğini düşünmüyordu. Sinema Dergisi ise kapağında Kanadalı
taze starlet olarak adlandırılan ama Planet of Apes’den sonra hiçbir önemli
filme rastlayamayacağımız Estella Warren’a yer veriyordu yeni sayısında. Ayın
diğer önemli filmleri Aşk Zamanı, A.I ve Bridget Jones’s Diary olarak
sıralanıyor, ileriki sayfalarda Ferzan Özpetek’in Cahil Periler’i Senem Edirne
tarafından kaleme alınıyordu. Esquire reklamında yer alan Usame Bin Ladin’in
“Amerikalıları tabutlarla evlerine yollayacağım” sözleri tüyler ürpertirken
Sinemayı Değiştiren Modern Klasikler bölümünde Ghost in The Shell’e yer
veriliyordu. Bir Senaryo Yazmak isimli bölümde Tamer Baran, Citizen Kane üzerinde
analizler yapıyor, SineDVD’de o ay piyasaya çıkacak Cast Away, Almost Famous ve
High Fidelity gibi 2000 model filmlerin DVD’leri Kerem Sanatel tarafından
tanıtılıyordu.
Takvimler 2003 yılının Ağustos
ayını gösterdiğinde Dünya, Amerika’nın Irak operasyonuna yoğunlaşırken Türkiye’de
güncelliğini hala koruyan siyasette kadrolaşma tartışmaları yaşanıyordu. Kişiye
özel seçimle milletvekili seçilen RTE başbakanlık koltuğuna oturmuş, Erbakan
siyasete geri dönmüştü. Beşiktaş kuruluşunun 100. yılında şampiyon olurken Tarkan’ın
Dudu’suyla henüz birkaç ay önce Eurovision birinciliğini kazanan Sertap
Erener’in “Everyway that I can”i dillerden düşmüyordu. Bu ayın bir başka
özelliği de Sinema Dergisi’nin 100.sayısını kutluyor olmasıydı. Sinema girişi
bölümünde Mehmet Açar biraz da bu yazıdakine benzer şekilde geride kalan
sayıları anıyor, özellikle Türk sinemasının 1994’ten 2003’e kadar aldığı yolu
övüyordu. Ayın en önemli filmleri olarak Ang Lee’nin Hulk’ı, Lilja 4-ever ve
Identity göze çarparken Hulk’ın starı Eric Bana Ayın Oyuncuları bölümünde ele
alınıyordu. Engin Ertan ve Burçin S.Yalçın tarafından hazırlanan 100 madde 100
sayı isimli bölüm geride kalan her sayıda yayınlanmış bir makaleye ait belli
bir bölümü alarak anılarımız tazeliyor, en iyi 25 aksiyon filmi yazısında Hard
Boiled 1 numara seçiliyordu. TV bölümü artık dergiden çıkarılmış, bunun yerine
Kült Filmler ve Klasik Sahne sayfaları gelmişti.
2007 yılının Nisan ayında
Türkiye’nin gündemi yine oldukça meşguldü. Birkaç ay önce işlenen ve hala tam olarak
aydınlatılamamış Hrant Dink cinayeti, Malatya’daki yayınevi katliamı,
Cumhurbaşkanlığı seçimleri telaşı ve ay sonuna doğru yayınlanacak ve sonuçları
bugünlere dek uzanacak e-muhtıra, hararetli tartışmaların başlıca konularıydı.
Diğer yandan geçen bir yıl içinde sinema dergiciliği konusunda da önemli
gelişmeler olmuş, sektöre yeni bir soluk getiren Film Artı ani bir şekilde
kapanmışsa da Empire ve Total Film gibi Dünya devleri Türkiye’de yayınlanmaya
başlamıştı. İşte bu rekabetçi ortamda çıkan ve artık Dinç Bilgin’den Turgay
Ciner’e geçmiş olan Sinema Dergisi’nin yeni sayısı 26.İstanbul Film
Festivali’nde yayınlanacak olan Sofia Copolla’nın Marie-Antoinette’ine yer veriyordu
kapağında. Vizyon filmlerinden Pan’s Labyrinth, Bir Ömür Yetmez, Next ve Little
Miss Sunshine göze çarparken Seyir Defteri isimli bölümde Uygar Şirin
Dreamgirls, Across the Universe ve Paris, je t’aime gibi filmlerle ilgili
görüşlerini paylaşıyordu bizimle. Özel Seans bölümünde Shrek’in üçüncü bölümü,
Hot Fuzz ve Mamma Mia! müjdelenirken İstanbul Film Festivali Dosyasında Murat
Emir Eren ve Kerem Akça’nın ünlü yönetmenlerle yaptıkları röportajlar yer
alıyordu. Dünya Sinemasının Ustaları adlı bölümde Takeshi Kitano’nun kariyeri
detaylı şekilde inceleniyor, Soundtrack bölümünde ise bir süre önce gösterime
giren Rocky Balboa’nın müzikleri tanıtılıyordu.
Ve 2013’ün Aralık ayı… Ülke yakın
tarihin en büyük yolsuzluk skandalıyla çalkalanırken bir “şok haber” de
sinemaseverler için geliyor ve Turkuvaz Grubu’nun Kalyon İnşaat’a satılması
sonrası birçok başka dergiyle birlikte Sinema Dergisi’nin de kapatıldığı
duyuruluyordu. Söz konusu inşaat şirketinin isminin soruşturmanın şu an için
durdurulan ikinci safhasında geçtiği söylentilerinin yanı sıra 19 yıldır
yayınlanan bir derginin böylesine ani bir kararla kapatılmasına medyada bu
kadar az yer verilmesi de oldukça ilginçti. Biz sinemaseverler için de geriye
böylece, kapağında Hobbit serisinin ikinci filmine yer veren, Sevin Okyay’ın
Johh Brolin portresi ve Kutlukhan Kutlu’nun There Will Be Blood incelemesinin
yer aldığı Aralık 2013 sayısı ve geleceğe dair umutlarımız kalmış oldu. Kim
bilir, on yıl sonra geriye dönüp baktığımızda 2014’ü hem Türkiye hem de Sinema
Dergisi açısından yepyeni başlangıçların yaşandığı bir yıl olarak
hatırlayacağız belki de.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder