11 Nisan 2014 Cuma

Sinema Dergisi Üzerinden Nostalji


1994’ten bu yana başka bir deyişle tam 19 yıldır yayın hayatını ara vermeden sürdüren Sinema Dergisi, bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bağlı olduğu kurumun el değiştirmesi üzerine yeni sahipleri tarafından apar topar kapatıldı. Bir yandan ülkemizde sinema endüstrisinin büyümesinden, sinema salonlarının sayısının ve gösterime giren film sayısının artmasından bahsedilirken diğer yandan popüler sinema ile ilgili yayınlanan tek derginin kapatılması elbette kabul edilebilir değil. Sinema Dergisi’nin bir diğer özelliği de doğumunun 90’ların ortasına, tam da Türkiye’de popüler kültürün yeniden hâkim olmaya başladığı yıllara denk gelmesiydi. Bu açıdan benim gibi çocukluktan gençliğe adım atma yılları o günlere rastlayan kuşak için başka bir anlam taşıyor, her sayısında o günlere ait hem kişisel hem de toplumsal başka bir hatıra barındırıyordu adeta.



Örneğin henüz internetle tanışmadığımız, izleyeceğimiz filmleri Atilla Dorsay’ın Yeni Yüzyıl’daki köşesinde verdiği yıldızlara göre belirlediğimiz günlerde piyasaya çıkan, Sylvestre Stallone ve Sharon Stone’u sarmaş dolaş bir halde kapağa taşıyan ilk sayı… Bu fotoğrafın yanı sıra kapağın alt kısmında yer alan “Hard Seks Hollywood’da” başlığının gözümüze sokulmasında yayın hayatına yeni atılmanın verdiği tiraj kaygılarının yanı sıra aynı yıllarda yayına başlayan özel televizyonlar sayesinde hayatımıza giren kırmızı noktalı filmler, Tutti Frutti’ler ile Emre Matraş ve Serdar Ortaç’ın akla zarar kliplerinin de etkisi büyüktü şüphesiz. Sayfaları çevirmeye başlayıp Yıldırım Aktuna, Türkan Şoray, Ali Kırca ve Sakıp Sabancı gibi isimlerin iyi dilek mesajlarını geçince Ekim 1994’de gösterime girecek filmler çıkıyordu karşımıza. Meryl Streep ve Kevin Bacon’lı The River Wild, “Geleceğin Yönetmeni” olarak görülen Brad Renfro’lu The Client, “100 milyon dolarlık” True Lies, Jack Nicholson ve Michelle Pfeiffer’ı bir araya getiren Wolf, iki yeni yetme Keanu Reeves ve Sandra Bullock’u star kategorisine yükselten Speed’e rastlıyorduk sırasıyla. “Hard Seks” dosyası ise günümüzde bu tarz bir derginin ipinin çekilmesine yetecek kadar yüksek dozda erotizm içeriyordu: Color of Night, Delta of Venus ve Exit to Eden filmlerinden fırlamış çıplak bedenler sere serpe karşımızdaydı. Derginin Türk sinemasına olan ilgisi de ilk sayıdan başlamıştı: “Yeni Projeler” isimli dosyada Nurseli İdiz, Tolga Savacı, Kaan Girgin ve Lale Mansur gibi şu günlerde adını artık duymadığımız yıldızların yeni filmlerinden bahsediliyordu.


Refahyol iktidarıyla birlikte Türkiye’de muhafazakârlaşma endişesinin iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığı, Çiller-Erbakan-Yılmaz üçlüsünün televizyonlardan eksik olmadığı, henüz Susurluk kazasının yaşanmadığı ve Fatih Terim’in Galatasaray’ın başında teknik direktör olarak ilk maçlarına çıktığı 1996 yılının Eylül ayında Sinema Dergisi de köklü bir değişim geçiriyordu. Bir kere derginin ebatları değişmiş ayrıca son sayıya kadar sürdürülecek olan “Amerikan cilt” tekniğine geçiş yapılmıştı. Dergi içeriğinde Mission Impossible, Trainspotting ve Eraser gibi filmlerin incelemeleri yer alırken dikkat çeken başka bir nokta da sayfalarda artık yavaş yavaş cep telefonu reklamlarına rastlanmasıydı. Günümüze kadar devam edecek “karton afişet” geleneği de yine bu sayıyla başlamıştı. Cine5 ile “şifreli kanal” kavramının da hayatımıza girmiş olduğu bu dönemde derginin son sayfaları o ay TV’de yayınlanacak filmlere ayrılıyordu.


DSP-MHP koalisyonu ve sonrasında Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesiyle şeriat korkusunu atlatan fakat bir yıl önce yaşanan iki depremle büyük yara alan Türkiye bu kez de ekonomik krizlerle karşı karşıyaydı. Bu esnada rock müziğin genç ismi Teoman “Paramparça” diye haykırırken pop müziğin hanımefendisi Candan Erçetin “Elbette” ile ortalığı kasıp kavuruyordu.  Bir ay önce altıncı yaşını kutlayan Sinema Dergisi ise Kasım 2000 sayısında X-Men filmini kapağa taşıyarak günümüze kadar edecek süper kahraman filmleri furyasının açılışını yapıyordu adeta. Özel seans bölümünde internette hangi yıldıza kaç site adandığı incelenirken ayın filmleri olarak The Cell, The Million Dollar Hotel ve Snatch göz çarpıyordu. Işık ve Gölge isimli bölümde Atilla Dorsay, Atina’da katıldığı 13.Avrupa Sinema Panoraması izlenimlerini aktarırken Sinema Dersleri bölümünde Fransız yönetmen Claude Sautet’ye yer veriliyordu. Televizyon sayfalarında Cine5’e bir rakip geldiği görülüyor, Digiturk isimli bir uydu şirketi bünyesindeki Moviemax kanalında Full Metal Jacket, Hilary and Jackie ve Urban Legend gibi filmlerin yayınlanacağı duyuruluyordu. Sinema Çıkışı bölümünde Abuzer Kadayıf ve Oyunbozan filmleriyle kendine has bir “hayran” kitlesi edinen Melda Arat, birçok filmin ortasında uyuyakaldığını ya da salonu terk ettiğini paylaşıyordu bizlerle.

2001’in Ekim ayının başında Dünya hala üç hafta önceki şokun etkisinden çıkamamış, nedenleri ve sonuçları bugün hala tartışılan 11 Eylül saldırıları global bir paranoyanın ilk tohumlarını atmıştı. Türkiye ise Ecevit-Sezer arasındaki anayasa fırlatma hadisesi, Üzeyir Garih cinayeti, Taksim’deki patlama, Kemal Derviş’in bakanlığa atanması derken oldukça hareketli bir yıl geçiriyordu. O ay sinema dergiciliğinde de bir hareketlenme olmuş ve Sinema’ya Altyazı adında bir kardeş gelmişti ancak açıkçası kimse çoğu amatör isimlerden oluşan bu derginin yayın hayatına uzun süre devam edebileceğini düşünmüyordu. Sinema Dergisi ise kapağında Kanadalı taze starlet olarak adlandırılan ama Planet of Apes’den sonra hiçbir önemli filme rastlayamayacağımız Estella Warren’a yer veriyordu yeni sayısında. Ayın diğer önemli filmleri Aşk Zamanı, A.I ve Bridget Jones’s Diary olarak sıralanıyor, ileriki sayfalarda Ferzan Özpetek’in Cahil Periler’i Senem Edirne tarafından kaleme alınıyordu. Esquire reklamında yer alan Usame Bin Ladin’in “Amerikalıları tabutlarla evlerine yollayacağım” sözleri tüyler ürpertirken Sinemayı Değiştiren Modern Klasikler bölümünde Ghost in The Shell’e yer veriliyordu. Bir Senaryo Yazmak isimli bölümde Tamer Baran, Citizen Kane üzerinde analizler yapıyor, SineDVD’de o ay piyasaya çıkacak Cast Away, Almost Famous ve High Fidelity gibi 2000 model filmlerin DVD’leri Kerem Sanatel tarafından tanıtılıyordu.


Takvimler 2003 yılının Ağustos ayını gösterdiğinde Dünya, Amerika’nın Irak operasyonuna yoğunlaşırken Türkiye’de güncelliğini hala koruyan siyasette kadrolaşma tartışmaları yaşanıyordu. Kişiye özel seçimle milletvekili seçilen RTE başbakanlık koltuğuna oturmuş, Erbakan siyasete geri dönmüştü. Beşiktaş kuruluşunun 100. yılında şampiyon olurken Tarkan’ın Dudu’suyla henüz birkaç ay önce Eurovision birinciliğini kazanan Sertap Erener’in “Everyway that I can”i dillerden düşmüyordu. Bu ayın bir başka özelliği de Sinema Dergisi’nin 100.sayısını kutluyor olmasıydı. Sinema girişi bölümünde Mehmet Açar biraz da bu yazıdakine benzer şekilde geride kalan sayıları anıyor, özellikle Türk sinemasının 1994’ten 2003’e kadar aldığı yolu övüyordu. Ayın en önemli filmleri olarak Ang Lee’nin Hulk’ı, Lilja 4-ever ve Identity göze çarparken Hulk’ın starı Eric Bana Ayın Oyuncuları bölümünde ele alınıyordu. Engin Ertan ve Burçin S.Yalçın tarafından hazırlanan 100 madde 100 sayı isimli bölüm geride kalan her sayıda yayınlanmış bir makaleye ait belli bir bölümü alarak anılarımız tazeliyor, en iyi 25 aksiyon filmi yazısında Hard Boiled 1 numara seçiliyordu. TV bölümü artık dergiden çıkarılmış, bunun yerine Kült Filmler ve Klasik Sahne sayfaları gelmişti.

2007 yılının Nisan ayında Türkiye’nin gündemi yine oldukça meşguldü. Birkaç ay önce işlenen ve hala tam olarak aydınlatılamamış Hrant Dink cinayeti, Malatya’daki yayınevi katliamı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri telaşı ve ay sonuna doğru yayınlanacak ve sonuçları bugünlere dek uzanacak e-muhtıra, hararetli tartışmaların başlıca konularıydı. Diğer yandan geçen bir yıl içinde sinema dergiciliği konusunda da önemli gelişmeler olmuş, sektöre yeni bir soluk getiren Film Artı ani bir şekilde kapanmışsa da Empire ve Total Film gibi Dünya devleri Türkiye’de yayınlanmaya başlamıştı. İşte bu rekabetçi ortamda çıkan ve artık Dinç Bilgin’den Turgay Ciner’e geçmiş olan Sinema Dergisi’nin yeni sayısı 26.İstanbul Film Festivali’nde yayınlanacak olan Sofia Copolla’nın Marie-Antoinette’ine yer veriyordu kapağında. Vizyon filmlerinden Pan’s Labyrinth, Bir Ömür Yetmez, Next ve Little Miss Sunshine göze çarparken Seyir Defteri isimli bölümde Uygar Şirin Dreamgirls, Across the Universe ve Paris, je t’aime gibi filmlerle ilgili görüşlerini paylaşıyordu bizimle. Özel Seans bölümünde Shrek’in üçüncü bölümü, Hot Fuzz ve Mamma Mia! müjdelenirken İstanbul Film Festivali Dosyasında Murat Emir Eren ve Kerem Akça’nın ünlü yönetmenlerle yaptıkları röportajlar yer alıyordu. Dünya Sinemasının Ustaları adlı bölümde Takeshi Kitano’nun kariyeri detaylı şekilde inceleniyor, Soundtrack bölümünde ise bir süre önce gösterime giren Rocky Balboa’nın müzikleri tanıtılıyordu.


Ve 2013’ün Aralık ayı… Ülke yakın tarihin en büyük yolsuzluk skandalıyla çalkalanırken bir “şok haber” de sinemaseverler için geliyor ve Turkuvaz Grubu’nun Kalyon İnşaat’a satılması sonrası birçok başka dergiyle birlikte Sinema Dergisi’nin de kapatıldığı duyuruluyordu. Söz konusu inşaat şirketinin isminin soruşturmanın şu an için durdurulan ikinci safhasında geçtiği söylentilerinin yanı sıra 19 yıldır yayınlanan bir derginin böylesine ani bir kararla kapatılmasına medyada bu kadar az yer verilmesi de oldukça ilginçti. Biz sinemaseverler için de geriye böylece, kapağında Hobbit serisinin ikinci filmine yer veren, Sevin Okyay’ın Johh Brolin portresi ve Kutlukhan Kutlu’nun There Will Be Blood incelemesinin yer aldığı Aralık 2013 sayısı ve geleceğe dair umutlarımız kalmış oldu. Kim bilir, on yıl sonra geriye dönüp baktığımızda 2014’ü hem Türkiye hem de Sinema Dergisi açısından yepyeni başlangıçların yaşandığı bir yıl olarak hatırlayacağız belki de.

Hiç yorum yok: