24 Şubat 2019 Pazar

2019 Oscar Tahminleri


Geçen yılki Oscar yazısının başında Hollywood'un içerik üretmekteki sıkıntısından ve 2017'nin ilk dokuz ayının bomboş geçmesinden şikayet etmiş, hatta 2017'yi bir an önce hafızalarımızdan silmemiz gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştim. Bu düşüncelerimde ısrarcı olmakla birlikte geride bıraktığımız 2018 yılında gösterime giren filmleri düşününce -her zamanki gibi- gelenin gideni aratacağını unuttuğumu itiraf edebilirim. Festivallerde izledikleri 1-2 filme kanıp "2018 ne kadar da güzel bir sinema yılıydı -kalp kalp-" gibi romantik bir yanılgıya düşenleri kendi hayal dünyalarında bırakırsak bu yılın -en azından Hollywood açısından- son derece zayıf bir yıl olduğunu söylemek için "En İyi Film" kategorisindeki adaylara bakmanın yeterli olduğunu görebiliriz. Hal böyle olup buna bazı dış etkenler de eklenince bu yılki Oscar tahminleri yazısını yazmak beni gerçek anlamda zorladı. Bu yüzden geçen yılların aksine ana kategorileri kısa kısa değerlendirip hemen tahminlere geçmeyi tercih ediyorum bu sene.

En İyi Animasyon: 

Geçen yılki Ferdinand ve Boss Baby skandalından sonra bu yıl bu kategoride daha eli yüzü düzgün filmlerin aday gösterildiği söylenebilir. Çocuk zırlamalı Mirai ve ilkine göre daha iyi olduğunu düşünsem de adını Oscar ödülüyle yan yana getiremediğim Ralph Breaks the Internet dışındaki üç adaya da ok'im. Bununla birlikte kendi açımdan Isle of Dogs ile Spider-Man: Into the Spider-Verse arasında tercih yapmak oldukça güç. Yine de örümcek hislerim, bu kategorinin kazananının Into the Spider-Verse olacağı yönünde uyarıyor beni. 

Kim Kazanır: Spider-Man: Into the Spider-Verse
Kim Kazanmalı: Spider-Man: Into the Spider-Verse
Kim Kazanmamalı: Mirai


Yabancı Dilde En İyi Film:

Roma'nın "En İyi Film" kategorisinde yarışması nedeniyle garip dengelerin olduğu bir kategori. Yarış Cold War'la Roma arasında geçecek ve sonuç Roma'nın "En İyi Film" ödülünü alıp almayacağına göre değişecek büyük ihtimalle. Spoiler vermek gibi olmasın ama Roma'nın büyük ödülü kazanma ihtimalinin yüksekliği nedeniyle Cold War diyor, iki gün önce aldığı César'la yetinecek olan Shoplifters'a selamlarımı yolluyorum.

Kim Kazanır: Cold War
Kim Kazanmalı: Roma
Kim Kazanmamalı: Capernaum


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

Geçen yılki yazıda 2016'da bu ödülü Moonlight'taki rolüyle kazanan Mahir Ali Bey'e sataşmıştım. Kaderin garip bir cilvesiyle kendisi bu yıl da aynı kategoride çıkıveriyor karşımıza ancak bu kez bu kategorinin hakkını veren bir performansla. Bununla birlikte Richard E.Grant'in Can You Ever Forgive Me'de yarattığı harikalar da göz önünde bulundurulduğunda bu dalla ilgili tahmin yapmak iyiden iyiye güç bir hal alıyor. 

Kim Kazanır: Mahershala Ali (Green Book)
Kim Kazanmalı: Richard E.Grant (Can You Ever Forgive Me?)
Kim Kazanmamalı: Sam Rockwell (Vice)


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Bu kategoride Barry Jenkins'in muhtemelen son derece sıkıcı filmi If Beale Street Could Talk'u, Screener'lara alerjim olduğundan izlememem ve genel kanının ödülü bu filmdeki performansıyla Regina King'in alacağı olması nedeniyle fazla yorum yapamayacağım. Buna karşın favorilerimin The Favourite'te karşılıklı döktüren Emma Stone ve Rachel Weisz olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Kim Kazanır: Regina King (If Beale Street Could Talk)
Kim Kazanmalı: Rachel Weisz (The Favourite)
Kim Kazanmamalı: Amy Adams (Vice)


En İyi Özgün Senaryo:


Tahmin yapmanın oldukça güç olduğu bir kategori daha. Adaylara bakınca kazananın The Favourite olması gerektiği oldukça bariz de olsa bu dalda geçtiğimiz yıllarda tuhaf tercihler yapan Akademi üyeleri bizi yine şaşırtabilir.

Kim Kazanır: The Favourite
Kim Kazanmalı: The Favourite
Kim Kazanmamalı: Roma


En İyi Uyarlama Senaryo:


Kazananın şimdiden belli olduğu kategorilerden biri.  Bu yılki adayları geçen yılkilerle kıyaslayınca ise derin bir iç geçirmemek mümkün değil. Favorim Can You Ever Forgive Me olsa da kazanan büyük ihtimalle Spike Lee'nin BlacKkKlansman'i olacak.


Kim Kazanır: BlacKkKlansman
Kim Kazanmalı: Can You Ever Forgive Me
Kim Kazanmamalı: A Star is Born


En İyi Yönetmen:


Kazananın aylar öncesinden belli olduğu bir kategori daha. "En İyi Film"i Roma alsın veya almasın "En İyi Yönetmen" ödülünü Alfonso Cuarón dışında birinin alması neredeyse imkansız (@Spike Lee, umarım yarın sabah bu laflarımı bana yedirirsin). Bu vesileyle adaylar arasında Pawel Pawlikowski ve Yorgos Lanthimos'u görmekten duyduğum mutluluğu -biraz geç kalmakla birlikte- ben de belirteyim.


Kim Kazanır: Alfonso Cuarón (Roma)
Kim Kazanmalı: Alfonso Cuarón (Roma)
Kim Kazanmamalı: Adam McKay (Vice)


En İyi Erkek Oyuncu:


Geldik en az hak edenin törenden ödülle ayrılacağı o lanet kategoriye. Live Aid sahneleri haricinde Razzie'lik bir performans sergileyen Rami Malek'in (ki bir Mr. Robot hayranı olarak kendisiyle kişisel bir problemim olmadığını da not düşeyim) Oscar'ı kazanması neredeyse kesin. Bu durumda Bradley Cooper'ın kariyer performansı güme giderken Viggo Mortensen da üçüncü kez evine eli boş dönecek ne yazık ki.

Kim Kazanır: Rami Malek (Bohemian Rhapsody)
Kim Kazanmalı: Viggo Mortensen (Green Book)
Kim Kazanmamalı: Rami Malek (Bohemian Rhapsody)


En İyi Kadın Oyuncu:


Hatır gönül işleri yüzünden hak edene gitmeyecek ödüllerden bir başkası. The Wife'taki performansına lafım yok hatta çoğu kişinin aksine filmi de beğendim ama Olivia Colman ve  Melissa McCarthy dururken ödülün Oscar'ı yıllar önce kazanması gereken Glenn Close'a gitmesi beni gelecek yılki törenden biraz daha soğutacak.

Kim Kazanır: Glenn Close (The Wife) 
Kim Kazanmalı: Olivia Colman (The Favourite)
Kim Kazanmamalı: Lady Gaga (A Star is Born)


En İyi Film:


Son birkaç senedir garip sürprizlerin yaşandığı bu kategori korkarım yine bu tip bir sürprize gebe . Roma yarışta her ne kadar açık ara öndeymiş gibi görünse de her sahnesiyle "bana Oscar verin" diye bağıran Green Book asla göz ardı edilmemeli. Buradaki soru işareti ise, Akademi üyelerinin bu tuzağa düşüp düşmeyecekleri. Evet her şeyden bağımsız olarak bakıldığında Green Book gerçekten iyi bir film ama artık toplumsal hassasiyetler göz önüne alınarak çekilen bu tarz yapımlara yüz vermeme zamanı geldi de geçmiyor mu? Bunun cevabını yarın bu saatlerde almış olacağız.


Kim Kazanır: Roma
Kim Kazanmalı: Roma
Kim Kazanmamalı: Black Panther

2 Mart 2018 Cuma

2018 Oscar Tahminleri


Sinema açısından oldukça sevimsiz bir yıl olan 2017'yi tam anlamıyla geride bırakabilmek için artık önümüzde sadece saatler kaldı. Çoğunluğu, ilk dokuz ayı bomboş geçen bir yılın son çeyreğinde gösterime giren filmlerden oluşan bu yılki aday listesinde göze çarpan bir başka ayrıntı da orijinal içerik üretmekte büyük sıkıntı çeken Hollywood'un geçtiğimiz birkaç yılda olduğu gibi bu yıl da sırtını tarihi ya da biyografik yapımlara dayamış olması. Özgün senaryoya sahip -olduğu iddia edilen- filmlerin yönetmenlerinin geçmişlerine ihanet edip tribünlere oynamayı tercih etmesi ise 2017'yi bir an önce hafızalarımızdan silmek istememiz için bir başka neden. Bu karamsar girizgahın ardından tahminlere törenin en renkli kategorilerinden biri ile başlayalım: 

En İyi Animasyon:


Özgün içerik üretemeyen Amerikan Sineması, animasyon çekme konusunda da problemler yaşıyor olmalı ki bu yılki beş adaylıktan ikisi The Boss Baby ve Ferdinand gibi uyduruk yapımlara gitmiş. Yıl boyunca birçok organizasyonda kazandığı ödüllerden çok aldığı adaylıklarla gündeme gelen The Breadwinner'ın da pek bir şansının olmadığını göz önünde bulundurursak geriye sadece Coco ve Loving Vincent kalıyor. Çok sevdiğim bu filmler arasında ikincisinin kazanması beni fazlasıyla mutlu edecek olsa da yarıştan Coco'nun galip çıkması neredeyse kesin gibi.  

Kim Kazanır: Coco
Kim Kazanmalı: Coco
Kim Kazanmamalı: The Boss Baby


En İyi Yabancı Film:


Geçtiğimiz yıllarda büyük sürprizlerin yaşandığı bu kategoride inandırıcılıktan uzak hikayesiyle baştan kaybeden The Insult dışında oldukça iddialı yapımlar yer alıyor. Bence geçen yılın en iyi filmi olan The Square, biraz fazla abartıldığını düşündüğüm On Body and Soul, Zvyagintsev'in son harikası Loveless ve damakta bayat bir Ferzan Özpetek & Almodovar kokteyli tadı bırakan A Fantastic Woman arasında en şanslı aday, tamamen politik doğruculuk sonucu Sebastián Lelio'nun filmiymiş gibi duruyor. Akademi Üyeleri bu dal aracılığıyla geçen yıl The Salesman ile yaptıkları gibi dünyaya bir mesaj vermeye kalkarlar mı bilemem ama Oscar Ödül Töreni her geçen yıl prestijinden bir şeyler kaybediyorsa, bunun en büyük nedenlerinden birinin bu sakat düşünce tarzı olduğu gün gibi ortada. 

Kim Kazanır: A Fantastic Woman
Kim Kazanmalı: The Square
Kim Kazanmamalı: A Fantastic Woman


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:



Geçen yıl saçma bir şekilde Mahir Ali Bey'e giden bu ödülün, bu yıl kariyerinin en antipatik rollerinden biriyle karşımıza çıkan Sam Rockwell ile buluşması an meselesi. Call Me By Your Name'deki performansıyla parmak ısırtan Michael Stuhlbarg'ın görmezden gelinmesi bu kategorideki diğer adayları anma isteğimi yok etse de bu konudaki tek istisna, The Florida Project isimli sevimsiz çocuklar panayırında en azından kısa bir süre için kafa dinlememizi sağlayan Willem Dafoe olabilir.

Kim Kazanır: Sam Rockwell (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)
Kim Kazanmalı: Willem Dafoe (The Florida Project)
Kim Kazanmamalı: Woody Harrelson (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:


Şöhretlerini daha çok televizyon yapımlarında canlandırdıkları karakterlere borçlu, artık altmışlarına gelmiş  üç yetenekli kadının isminin öne çıktığı bu kategorinin diğer adayları R&B dünyasından beyazperdeye transfer olan Mary J.Blige ve sürekli aynı rollerde izlemekten keşke boş günü olsa da bize de temizliğe gelse diye hayıflandığımız Octavia Spencer. Janney & Metcalf & Manville şeytan üçgeni arasında ibre her ne kadar Allison Janney'yi gösteriyor olsa da benim buradaki favorim Phantom Thread'in soğuk cevheri Lesley Manville.

Kim Kazanır: Allison Janney (I, Tonya)
Kim Kazanmalı: Lesley Manville (Phantom Thread)
Kim Kazanmamalı: Mary J. Blige (Mudbound)


En İyi Özgün Senaryo:



Yazının başında da belirttiğim gibi özgünlük, Hollywood'da günden güne kaybolmakta olan bir kavram. Bu yılki özgün senaryo adaylarından Get Out dışındakilere baktığımızda bu kavramın ne derece ayağa düştüğünü daha iyi görebiliriz. Evet Lady Bird çok iyi bir film, The Big Sick, The Shape of Water ve özellikle Three Billboards kalburüstü sayılabilecek yapımlar ama bunların benzerlerini daha önce ziyadesiyle izledik. Bu bağlamda bu yıl bu ödülü kazanması gereken yegâne film olarak göze çarpan Get Out, umuyorum geceden hak ettiğini alarak ayrılacaktır.

Kim Kazanır: Get Out
Kim Kazanmalı: Get Out
Kim Kazanmamalı: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri


En İyi Uyarlama Senaryo:


Amerikan Film Sektörü, özgün içerik üretmekte ne denli karın ağrısı çekiyorsa, uyarlamalar konusunda da bir o kadar yetenekli. Bu dalda aday olan beş filmin yanına bir beşinin daha hiç zorlanmadan eklenebileceğini düşünsem de elimizdekiler arasında en başarılısı, aynı zamanda senenin en iyi filmlerinden biri olan Call Me By Your Name. LGBT sinemasında gerçek anlamda çığır açan (bu taş Moonlight'ın kafasını yarsın) bu film, Türkiye'deki kendini eleştirmen sayan bazı "sinefillerin" gerçek yüzlerini görmemizi sağlayan bir turnsol kağıdı görevi üstlenmesi açısından da önem taşıyor aynı zamanda. Bu kategorideki diğer adaylardan Logan ve The Disaster Artist'e karşı duyduğum sempatiyi de dile getirip ödülü hak edene teslim ediyorum.

Kim Kazanır: Call Me By Your Name
Kim Kazanmalı: Call Me By Your Name
Kim Kazanmamalı: Mudbound

En İyi Yönetmen:


Ya da diğer adıyla "Guillermo del Toro'yu Susturalım" kategorisindeki heykelcik , hem sinemaseverlere hem de sahibine rahat bir nefes aldıracak. Adaylar arasında yer alan Jordan Peele törenin gidişatına göre bir sürpriz yapma potansiyeli taşısa da bu ödülün asıl hak edenleri Paul Thomas Anderson ve Greta Gerwig geceden ne yazık ki eli boş dönecek iki isim. 

Kim Kazanır: Guillermo del Toro (The Shape of Water)
Kim Kazanmalı: Greta Gerwig (Lady Bird)
Kim Kazanmamalı: Christopher Nolan (Dunkirk)


En İyi Erkek Oyuncu:


Geçen yıl garip adaylıklarla sinir bozan bu kategoride bu yıl daha eli yüzü düzgün performanslar yer alıyor. Gönlümüz, Call Me By Your Name ile yürek burkan Timotheé Chalamet ile olsa da ödülün ağır makyaj altında Churchill'den çok Dracula'yı andıran Gary Oldman'a gitmesi neredeyse kesin gibi. Phantom Thread ile bizi kendine son bir kez hayran bırakan DDL, Roman J. Israel Etc.'da sıradan bir filmi izlenebilir kılan Denzel Washington ve Get Out'taki performansıyla gelecek için ümit vadeden Daniel Kaluuya, bu ikilinin yanına serpiştirilmiş gibi duran diğer iştah açıcılar.

Kim Kazanır: Gary Oldman (Darkest Hour)
Kim Kazanmalı: Timothée Chalamet (Call Me By Your Name)
Kim Kazanmamalı: Gary Oldman (Darkest Hour)


En İyi Kadın Oyuncu:

Bu yıl hak edenle kazananın aynı olması muhtemel nadir kategorilerinden biri "En İyi Kadın Oyuncu". Three Billboards'daki performansı sayesinde, benzer bir huysuz kadın rolüyle karşımıza çıktığı mini dizi Olive Kitteridge'le hak edip alamadığı Altın Küre'ye kavuşan Frances McDormand, Oscar heykelciğinin de en önemli adayı. McDormand'ın en büyük rakibi The Shape of Water'ın umutsuz aşığı Sally Hawkins gibi görünmekle birlikte ödülü henüz yirmi üç yaşında üçüncü adaylığını alan Saoirse Ronan'ın kazanmasının, Hollywood'un iç karartan geleceğine tutulan bir umut ışığı anlamı taşıyacağını da unutmamak lazım.

Kim Kazanır: Frances McDormand (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)
Kim Kazanmalı: Frances McDormand (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)
Kim Kazanmamalı: Meryl Streep (The Post)


En İyi Film:


Geçen sene kazananından çok anons edilmesi sırasında yaşanan talihsizlikle gündeme gelen bu kategoride 2017'nin galibi de büyük ihtimalle çoğu sinemaseveri memnun etmeyecek. The Shape of Water ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri arasında geçmesi gereken yarışı yüksek olasılıkla, filme adını veren ilan panosu fikri sayesinde şimdiden sosyal bir fenomene dönüşmekte olan Three Billboards kazanacak  ancak Get Out'un aradan sıyrılması teorileri de konuşulmuyor değil. Bu kategorideki favori filmlerim arasında bulunan Call Me By Your Name'in geçen yıl yaşanan ucuz pozitif ayrımcılık eylemi nedeniyle ödül şansı pek bulunmuyor maalesef. Kategorinin diğer iyi filmleri Lady Bird ve Phantom Thread'in de şu ana dek esamelerinin okunmaması, ödülün bu yıl son on beş dakikasına kadar tıkır tıkır işleyip finalde bir çuval inciri berbat eden "Üç Pano"ya gidecek olmasına dair bir başka işaret. 

Kim Kazanır: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
Kim Kazanmalı: Get Out
Kim Kazanmamalı: The Shape of Water

Diğer Kategoriler:

En İyi Kurgu: Baby Driver
En İyi Görüntü Yönetimi : Dunkirk
En İyi Kostüm Tasarımı: Phantom Thread
En İyi Müzik: The Shape of Water
En İyi Özgün Şarkı: Remember Me (Coco)
En İyi Makyaj: Darkest Hour (!?) 
En İyi Görsel Efekt: Blade Runner 2049
En İyi Prodüksiyon Tasarımı: The Shape of Water
En İyi Ses Kurgusu: Dunkirk
En İyi Ses Miksajı: Star Wars: The Last Jedi
En İyi Belgesel: Faces Places 

25 Ocak 2018 Perşembe

!f 2018: Güç Olsun ama Geç Olmasın


Geçen yıl bu zamanlar yaptığım !f değerlendirmesini "organizasyonu yapanların önümüzdeki sene sabırsız izleyicilerini de düşünüp programda güncel filmlere biraz daha fazla yer vermeleri" dileğiyle sonlandırmıştım. Buna karşın benimle birlikte daha birçok sinemaseverin de paylaştığı bu dilek çok da şaşırtıcı olmayan bir şekilde göz ardı edilmiş olacak ki sevgili Bağımsız Filmler Festivalimiz - her ne kadar geçen yıla göre aşama kaydetmiş de olsa-  eski formundan yine bir hayli uzakta. Önlerine ne konulursa beğenmeye hazır bir kesimin açıklanır açıklanmaz "nefis", "muhteşem" veya "dopdolu" gibi sıfatlarla nitelendirmekte yarıştığı bu seneki program, ne yazık ki tıpkı 2017'de olduğu gibi sinemanyaklar tarafından uzun süre önce tüketilmiş yapımlarla dolu...

Phantom Thread
Bu konuda en şanssız bölüm, festivalin en gösterişli kısmı olması gereken "Galalar" hiç şüphesiz. Zaten çok kuvvetli filmlerden oluşmayan bu seçkideki filmlerin birçoğunun "malum ortamlara" düşmüş olması (ki bu aynı zamanda yurt dışında Blu-Ray/DVD'lerinin çıkmış ya da çok yakında çıkacak olması anlamına geliyor), benim gibi Screener kalitesizliğini reddeden sabırlı izleyicileri bile bu bölüme karşı mesafeli yaklaşmaya itiyor. Böylelikle Brad's Status, Professor Marston & The Wonder Women ve Last Flag Flying gibi göreceli olarak mütevazı yapımların yanı sıra Mudbound, Lady Bird, The Florida Project ve The Disaster Artist gibi ödül avcıları da seyircide sinemaya gitme isteği uyandıramıyor. Sonuçta  şu an için bu bölümün en iddialı filmi, aldığı Oscar adaylıklarıyla iyice merak uyandıran Phantom Thread'miş gibi görünmekle birlikte Avustralya yapımı Sweet Country ve yine yakında genel erişime açılacak Death of Stalin sürpriz yapabilme olasılığı yüksek yapımlar olarak göze çarpıyor. Bunların arasına en azından Downsizing, You Were Never Really Here, Disobedience ya da Hostiles gibi nispeten yakın tarihli filmler eklenebilse daha heyecan verici bir liste oluşturulabilirdi belki de. 

Les Affamés
Benim için Galalardan sonra en önemli bölüm olan "Karanlık & Köşeli", bu yıl pek üzmüyor. Ciddiye alınmadan izlenirse hoşça vakit geçirtebilecek Brawl in Cell Block 99 ve Mom and Dad'in yanı sıra Kanada yapımı Les Affamés, Hélène Cattet & Bruno Forzani ikilisinin yeni filmi Laissez Bronzer Les Cadavres ve bilindik bir hikaye anlatsa da farklı bir yapıya sahipmiş gibi görünen Revenge bu bölümün diğer ilgi çekici filmleri.

Karanlık & Köşeli'den sonra en ilginç filmlere rastlama şansımızın olduğu bir başka bölüm olan "Oyun"da bu yıl on bir film yer alıyor. Çoktan izlediğimiz The Nile Hilton Incident ve Most Beautiful Island'ı bir kenara koyarsak Estonya'nın Oscar aday adayı November, The Witch'i andırdığı iddia edilen Hagazussa: A Heathen's Curse, fazla çocuk işiymiş gibi dursa da iyi eleştiriler alan I Kill Giants ve yurt dışında birkaç gün içinde internet üzerinden legal olarak izlenebilecek olan A Ciambra göz atılabilecek diğer filmler.

Les Garçons Sauvages
Bu yılki festivalin benim açımdan en sıkıcı bölümü "Keş!f". Birbirine benzeyen kuvvetle muhtemel iç bayıcı hikayelerin anlatıldığı filmlerle dolu bu bölümün parlayan yıldızı Bertrand Mandico'nun ilk uzun metraj filmi Les Garçons Sauvages. Belgeselleriyle tanınan Pedro Pinho'nun yönettiği The Nothing Factory topladığı ödüllerle dikkat çekse de üç saatlik süresi ve müzikal etiketi nedeniyle pek de bulaşma isteği uyandırmıyor.

Tom of Finland
Genelde ilginç işlere rastladığımız "Gökkuşağı" da Tom of Finland ve The Wound gibi filmleri izlemiş olanlar için çok çekici alternatifler sunamıyor maalesef. Yine de sinemada belgesel izlemeye meraklı olanlar, Silvana ve Queer Core gibi yapımlara göz atabilir.

Belgesel demişken, festival bu açıdan her zamanki gibi oldukça doyurucu. Galalar kısmında gösterilecek City of Ghosts ve Human Flow dışında, "Aşk & Başka Bi' Dünya" bölümdeki The Work, Mr. Gay Syria, When God Sleeps ya da "Sanat Hayat İçindir"de yer alan 78/52: Hitchcock's Shower Scene ve Jane meraklıları tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Şimdi gelelim geleneksel "bunları kaçırmayalım" listemize. Bu yıl listeye bir çoktan tüketilmiş filmler süzgeci koymanın daha uygun olacağını düşündüm, sonuçta ortaya şöyle bir ilk 10 çıktı:


Les Affamés
Les Garçons Sauvages
Hagazussa
The Work
Phantom Thread
Kar
November
Laissez Bronzer Les Cadavres
Sweet Country
78/52: Hitchcock's Shower Scene


!f, İstanbul'da Nişantaşı Citys, Levent Kanyon, Caddebostan CKM ve Acıbadem Akasya'da 15-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve biletler 2-4 Şubat arasında %10 indirimle satın alınabilecek. 


13 Eylül 2017 Çarşamba

Filmekimi 2017: A New Hope


Hollywood'un gün geçtikçe sevimsizleşen böcekli mutfağından çıkma birbirinden uyduruk filmlerle geçen bir yaz sonrasında -her ne kadar tepemizde yüzsüzce parıldayan güneş bunun farkında olmasa da- Avrupa'dan esen serin rüzgarların soframıza sürükleyeceği taptaze lezzetlerin ufukta göründüğü sonbahar ayları geldi çattı. Tüm bu lezzetleri yıllardır sıcağı sıcağına bir araya getirip bize sunan Filmekimi ise, bugün açıklanan programıyla bu yıl da  beklentileri boşa çıkarmayarak, yaratıcılık fakiri Amerikan sinemasının dayattığı saçma sapan çizgi roman uyarlamaları ve devam filmleri yüzünden içi kararmış bir kitleye yeni bir umut olmayı başardı.
Image result for call me by your name
Call me by Your Name
Guillermo Del Toro'dan Claire Denis'ye, Luca Guadagnino'dan Michael Haneke'ye birçok kalburüstü yönetmenin en yeni filmlerini izleyeceğimiz bu yılki festivalin bana (ve sanırım herkese) göre en ağır topları; Del Toro'nun Venedik ve Toronto'yu dolaştıktan hemen sonra Türkiye'ye uğrayan  The Shape of Water'ı ile ilk gösterimini Cannes'da yapan The Killing of a Sacred Deer (Yorgos Lanthimos), You Were Never Really Here (Lynne Ramsay) ve The Square (Ruben Östlund) üçlüsü. Bu dört filmin dışında Guadagnino'nun André Aciman uyarlaması Call me by Your Name'i ve The Return (2003) ve Leviathan (2014) ile tanınan Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev'in Loveless'ı da festivalin olmazsa olmazları arasında yer alıyor.
Image result for mother! movie 2017
Mother!
Darren Aronofsky'nin  fragmanıyla bir süredir ortalığı kasıp kavuran Mother!'ı festivalin açılış filmi olarak gösterilecek olsa da bu korku-dramanın yurt dışında aldığı farklı eleştiriler filme karşı biraz temkinli yaklaşmayı gerektiriyor. Aynı şekilde Michael Haneke'nin bir kez daha Jean-Louis Trintignant ve Isabelle Huppert'le çalıştığı Happy End'e gelen ilk eleştiriler; söz konusu filmin, yönetmenin en iyi işleri arasında yer almadığı yönünde. 

2015 tarihli ilk "gerçek" Türk korku filmi Baskın'la dikkat çeken Can Evrenol'un yeni draması Housewife da bu yılın Filmekimi programında. Tüm eksiklerine karşın doyurucu bir ilk film çeken genç bir yönetmenin, ikinci filminde beklentileri ne derece karşılayacağı merak konusu. Senaryosunu yazdığı L'emploi du temps (2001) ve Entre les murs'den (2008) sonra 2013 yılında kendi yönettiği Eastern Boys'la dikkat çeken Robin Campillo'nun Cannes'dan dört ödülle dönen 120 battements par minute'ü de her ne kadar iki buçuk saatlik süresiyle göz korkutuyor olsa da ele aldığı konu nedeniyle ilgiyi hak ediyor. James McAvoy ve Alicia Vikander'ı bir araya getiren Wim Wenders gerilimi Submergence, festivalin sürpriz yapma potansiyeli taşıyan bir başka filmi.


Bunların dışında yönetmenlerinin önceki işleri nedeniyle önümüzdeki haftalar boyunca etrafta dolanacak listelerde sık sık rastlayacağımız fakat aslında uzak durmamız gereken filmler de yok değil bu yılki Filmekimi'nde. Jacques Doillon'un Fransız sinemasının en önemli aktörlerinden Vincent Lindon'u baş role taşıdığı biyografi filmi Rodin, televizyon için yaptığı işlerle tanınan Danny Strong'un Kevin Spacey, Sarah Paulson ve daha birçok ünlüyü bir araya topladığı Rebel in the Rye, Humanité (1999) ve Twentynine Palms (2003) ile tanıdığımız Bruno Dumont'un tarihi filmi Jeannette, l'enfance de Jeanne d'Arc ve birkaç yıl önce White God'la dikkat çeken Kornél Mundruczo'nun sığınmacı temalı bilim kurgusu Jupiter's Moon bunlardan bazıları.

İyi bir yönetmenin her filminin iyi olmayabileceği ve her filmin herkesin zevkine uymayabileceği gerçeği nedeniyle bu yıl, o internette birkaç gün içinde her tarafı işgal edecek klasik "En İyi 20 Film" listesindense festivalin öne çıkan filmlerini belli kategoriler altında toplayan birkaç liste yapmayı tercih ettim. Örneğin "Kaçırılmaması Gerekenler" kısmındaki filmler yüksek olasılıkla izleyenlerin büyük bir kısmını tatmin edecekken "Yüksek Risk İçerenler" kısmındakileri sevenler ve sevmeyenler yarı yarıya olacak, ya da başka bir deyişle ciddi orandaki izleyicinin beklentisi karşılanmayacak. Listeleri sağda solda okuduğum eleştirilere ve kendi tecrübelerime göre hazırladığımdan ters köşeye yatıran film olursa fazla küfretmemeniz dileklerimle ;)

Image result for killing of a sacred deer 2017
The Killing of a Sacred Deer
Kaçırılmaması Gerekenler:

- The Killing of a Sacred Deer
- The Square
- The Shape of Water
- You Were Never Really Here
- Call me by Your Name
- Loveless
- Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
- A Gentle Creature
- Foxtrot
- Good Time
- Visages, villages

Zamanı Olanlar İçin Hoş Alternatifler:

- Wind River
- Borg/McEnroe
- Un beau soleil intérieur
- Gemini
- Lucky
- Patti Cake$
- Thelma
- The Party
- A Fantastic Woman
- L'insulte
- L'amant d'un jour

Yüksek Risk İçerenler:

- Mother!
- Housewife
- Victoria and Abdul
- Happy End
- In the Fade
- England is mine
- Submergence
- The Beguiled
- Redoutable
- 120 Battements par minute
- The Leisure Seeker
- Battle of the Sexes

Pas Geçilesiler:

- Rodin
- Rebel in the Rye
- Jeannette, l'enfance de Jeanne d'Arc
- La Villa
- Jupiter's Moon

19 Mart 2017 Pazar

36.İstanbul Film Festivalinin Öne Çıkan Yabancı Filmleri


Bu yılki !f'in hayal kırıklığı yaratan programının ardından İstanbul Film Festivalinden beklentim oldukça yükselmişti açıkçası. İlk gösteriminin üzerinden aylar geçmiş filmlerin yayınladığı alternatif film festivalinin içeriğinin belli bir kısmının, Türkiye'nin en geniş yelpazeye sahip festivaline kaydığını düşünüyordum ki bu hafta açıklanan program da bu konuda yanılmadığımı kanıtladı. İki yüzü aşkın filmi on güne sığdıran ve en önemlisi gösterim mekanlarını, artık leş bir Orta Doğu meydanına dönüşmüş Taksim'le sınırlamayıp Nişantaşı ve Levent gibi her açıdan daha cazip alternatiflere yayan İKSV, bu yıl sanırım tüm sinemaseverlerden tam puan aldı.

Grave
Bu senenin programından izlemek için sabırsızlandığım filmlere gelirsek, bunların önemli kısmı tabii ki yine Mayınlı Bölge (ya da eski adıyla Geceyarısı Çılgınlığı) bölümünden. Genç yönetmen Julia Ducournau'nun yurt dışında övgülere boğulan yamyam filmi Grave (Raw), 1984 doğumlu Bartosz M.Kowalski'nin ilk uzun metrajı Playground, prömiyerini henüz geçen ay Rotterdam'da yapan Super Dark Times ile Heli ve Los Bastardos ile hatırladığımız Amat Escalante'nin The Untamed'ı bu bölümün en ilgi çekici filmleri...

Lady Macbeth
On üç filmin yer aldığı Uluslararası Yarışma bölümünün dikkat çeken filmleri, katıldığı festivallerde ödüllere boğulan Lady Macbeth ve LGBT temalı filmleriyle tanınan Joao Pedro Rodrigues'in yönettiği The Ornithologist. Bunların dışında daha çok televizyon için yaptığı işlerle tanınan Polonyalı Greg Zglinski'nin yönettiği Animals, Venedik'te Fien Troch'a En İyi Yönetmen Ödülü'nü getiren Home ve 2008 yapımı Pontypool'la tanıdığımız William Oldroyd'un yönettiği Weirdos, Uluslararası Yarışmanın ilgiyi hak eden diğer filmleri.

Dalida
Galalar bölümü bu yıl, -belki de Akbank'ın sponsorluğunu çekmesi nedeniyle- öncekilere göre daha iddiasız filmlerden oluşsa da yine de izlenmeye değer birçok yapımı barındırıyor. Fransa'nın gelmiş geçmiş en büyük divalarından birinin hayatını konu alan büyük bir heyecanla beklediğim Dalida, yurt dışında son derece olumlu eleştiriler alan Kristen Stewart'lı Oliver Assayas filmi Personal Shopper, Kill List ve High-Rise ile tanıdığımız Ben Wheatley'nin son derece eğlenceli görünen aksiyon komedisi Free Fire, Lambert Wilson'ın Kaptan Cousteau'yu canlandırdığı L'Odyssée ve Stanley Tucci'nin Geoffrey Rush ve Armie Hammer'ı bir araya getirdiği The Final Portrait; bu bölümün kaçırılmaması gereken filmleri olarak sıralanabilir.  

Réparer les vivants
Festivalin en fazla filmi barındıran bölümü bu yıl yine Dünya Festivallerinden. Yirmi üç filmin izleyiciyle buluşacağı bu zengin menüde iştahımı en fazla kabartanlar ise Berlin'de Altın Ayı alan On Body and Soul, son yılların en iyi İskandinav filmlerinden biri olarak görülen Sameblod, Fransa'da övgülere boğulan Réparer les vivants, Venedik'te En İyi Film seçilen The Distinguished Citizen, Child's Pose ve Medal of Honor gibi filmleriyle tanınan Romanyalı yönetmen Calin Peter Netzer'in çektiği Ana, Mon Amour ve Xiaogang Feng'in FIPRESCI ödüllü kara mizah denemesi I Am Not Madame Bovary...

Center of my World
İki yıllık bir aranın ardından festivaldeki yerine yeniden alan Nerdesin Aşkım? bölümü LGBT temalı filmlerden oluşuyor. Sevilla, Venedik, Selanik ve Varşova Film Festivallerinden ödüllerle dönen İzlanda filmi Heartstone, Homesick'le tanıdığımız Avusturyalı Jakob M.Ewra'nın yönettiği Center of My World, yönetmenlik koltuğunda queer sinemanın önde gelen isimlerinden Bruce LaBruce'un oturduğu The Misandrists ve Sundance ve Berlin'den ödülle dönen bir çiftçi ile göçmen bir işçi arasındaki aşkı anlatan İngiliz filmi God's Own Country bu bölümün öne çıkan filmleri.

Godless
Gelecekte dünya sinemasında söz sahibi olmaya aday genç yeteneklerin en yeni eserlerini izlediğimiz Genç Ustalar bölümü, bu yıl on iki filmden oluşuyor. 1985 doğumlu Stergios Paschos'un Yunanistan'da çektiği romantik komedi Afterlov, Ben Young'ın ilk uzun metrajı Hounds of Love, Locarno, Sarajevo ve Mumbai'de düzenlenen festivallerde ödüllere boğulan Bulgar draması Godless, Cannes'da Eleştirmenler Haftası ödülünü kazanan Mimosas ve Mireille Enos, Mary Steenburgen ve Olivia Cooke'lu kadrosuyla dikkat çeken Katie Says Goodbye; bu bölümün en iddialı yapımları arasında yer alıyor.

Endless Poetry
Usta yönetmenlerin filmlerinden oluşan Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünün en ilginç filmleri; bu yıl sekseninci yaşını kutlayacak olan Rus yönetmen Andrey Konchalovskiy'nin Paradise'ı ile Alejandro Jodorowsky'nin aynı zamanda şarkıcı olan oğlu Adan'ı baş role yerleştirdiği otobiyografisi Endless Poetry. Festivale I Am Not Your Negro isimli belgeseliyle de konuk olan Haitili Raoul Peck'in Young Karl Marx'ı ile Agnieszka Holland'ın polisiye gerilimi Spoor bu bölümün diğer önemli filmleri.

Diğerleriyle karşılaştırıldığında göreceli olarak "hafif" filmler içeren Antidepresan bölümünün öne çıkanları; Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ın senaristleri arasında yer alan Pierre Bismuth'un komik belgeseli Where is Rocky II? ve yakın zamanda kaybettiğimiz Emmanuelle Riva anısına gösterilecek olan Paris Pieds Nus. Rama Burshtein'ın yönettiği düğün komedisi The Wedding Plan, bu bölümün ilgiyi hak eden diğer bir yapımı.

Django
Müzik temalı filmlerin yer aldığı Musikişinas bölümü, Django Reinhardt'ın hayatının bir bölümünü konu alan Berlin festivalinin açılış filmi Django, Isabelle Huppert'in Eurovision'u kaybettikten sonra kariyeri yokuş aşağı giden bir pop şarkıcısını canlandırdığı Souvenir ve Jim Jarmusch'un efsanevi punk grubu The Stooges'un hikayesini anlattığı belgesel Gimme Danger gibi filmlerle parlıyor. Ağırlıklı olarak belgesel türünde yapımların bulunduğu bu bölümde dişi James Brown lakabıyla anılan Sharon Jones'un hayatının son üç yılını konu alan Miss Sharon Jones! da yer alıyor.

Tüm bunları şu sıralar moda olduğu üzere yirmi filmlik bir listeye indirgemek gerekirse de ortaya aşağıdaki gibi bir seçki çıkıyor;

Grave/Raw
Paradise
Dalida
Endless Poetry
On Body and Soul
Lady Macbeth
The Ornithologist
Heartstone
Sameblod
Godless
Personal Shopper
Free Fire
Réparer les vivants
Souvenir
Home
Playground
I Am Not Madame Bovary
The Distinguished Citizen
Where is Rocky II ?
I Am Not Your Negro

27 Şubat 2017 Pazartesi

Bir ihtimal daha vardı, felaket oldu...


Son birkaç aya damgasını vuran Oscar curcunası özellikle finalinde yaşanan duble saçmalıkla tarihe geçen bir törenle nihayet sona erdi ve elimizde En İyi Film ödülünden mahrum bırakılmış bir La La Land ve her fırsatta Trump'a laf sokayım derken onun sığ tweet'lerinde alay konusu olmaya aday bir Jimmy Kimmel kaldı.


Aslında çok da fena başlamamıştı tören, özellikle teknik daldaki ödüllerin farklı farklı filmlere gitmesi pek alışıldık olmasa da bana göre gayet hoştu. Kurgu ödülüyle ödül sayısını ilk ikileyenin Hacksaw Ridge olması, ikinci bir Hurt Locker faciası mı geliyor tarzında endişelere neden olsa da bir süre sonra La La Land'in ivmeyi arttırması her şeyin normalleşmeye başladığının göstergesi gibiydi.



Çok başarılı bir film olmasına karşın sadece ve sadece yönetmeni, Trump mağduru bir İran vatandaşı diye En İyi Yabancı Film seçilen The Salesman'in ödülünü bir kenara koyarsak törenin finaline kadar ciddi anlamda itiraz etmeye değer bir ödül dağılımı yoktu kısacası.

Ne var ki Casey Affleck ve Emma Stone'un beklenen ödüllerinin ardından La La Land'in olası galibiyetiyle yavaş yavaş uyumaya hazırlanan bünyem, önce En İyi Film ödülünü vermek için sahneye çıkan Warren Beatty'nin garip tavırları yüzünden bir anlığına endişeye kapılacak, daha sonra Faye Dunaway'in La La Land anonsuyla bir anlığına da olsa rahatlayacak ve fakat o an "kim lan bu herif" dediğim Jordan Horowitz'in ödülün aslında Moonlight'a ait olduğunu ilan etmesiyle gün boyunca devam edecek bir huzursuzluğa sürüklenecekti.


Peki her türlü ayrımcılığa karşı yapılmış bir manifesto niteliği taşıyan Moonlight'ın zaferi neden beni bu kadar rahatsız etti. Bunun başlıca nedeni, tahmin yazımda da belirttiğim gibi Moonlight'ın doğru zamanda doğru yerde çekilmiş bir film olması. Tam da ABD'de azınlık haklarının özel bir hassasiyet yarattığı bir dönemde, yıllardır üzerine tonla çarpıcı film çekilen birkaç temayı bir araya getirip bunları sıra dışı estetik becerilerle beyazperdeye yansıtan Barry Jenkins'in çabası, bu anlamda ne yazık ki bana hiç samimi gelmedi. Başka bir olasılık da (ki dilerim doğru olan budur) onun başlangıçta iyi niyetli olan çabasının, farklı çevrelerce politik doğruculuğun sinemaya yansıtılması için bir fırsat olarak görülmesi ve film abartılı şekilde yüceltilerek dün geceki noktaya gelinmesi.

Diğer yandan büyük ödülü The Hurt Locker ya da Argo gibi filmler kazandığında "Oscar'lara politika karıştı" diye ağıt yakan bizzat içinde bulunduğum kitlenin şu an yaşadığı mutluluk, bana sürekli hakemlerden şikayet eden ancak hakem kendi lehlerine hata yapınca sus pus olan futbol adamlarını hatırlatıyor ne yazık ki. Mesaj kaygısı taşıyan bir sanat eserini ölümsüz kılan, mesajın hangi politik ortamda verildiğinden ziyade bu mesajın ne kadar kuvvetli olduğudur bana göre. Bir başka deyişle asıl önemli olan, yola belli koşullardan dolayı bir mesaj verme amacıyla çıkan bir sanat eserinin bu mesajı bir şekilde vermesi değil ne şekilde verdiğidir. Bu bağlamda mesajını göreceli olarak zayıf bir şekilde iletiyor da olsa bunu uygun siyasi ortamda veren bir filmin ödüllendirilmesi, kimse kusura bakmasın ama futbol sahalarında bolca gördüğümüz eyyamın bir başka çeşididir. Moonlight gibi daha evvelden başkalarının adeta haykırdığı doğruları mırıldanırcasına söyleyen bir filmin, La La Land gibi suya sabuna dokunmasa da bundan onlarca yıl sonra da zevkle izlenecek evrensel bir yapıta tercih edilmesinin adı da hadi eyyam da demeyelim ama en azından tıpkı The Salesman örneğindeki gibi pozitif ayrımcılıktır.

23 Şubat 2017 Perşembe

2017 Oscar Tahminleri


Golden Globe, BAFTA, Screen Actors Guild derken çoğunluğun burun kıvırdığı ama her nedense ertesi gün boyunca uykusuz kalma pahasına izlemekten geri kalamadığı o meşhur geceye artık sayılı saatler kaldı. Geçen sene öncülüğünü Hollywood'un en gereksiz ve yeteneksiz insanlarından Jada Pinkett Smith'in yaptığı ırkçılık suçlamaları nedeniyle siyahi adaylıklarda bu kez de pozitif ayrımcılığın yaşandığı bu yıl, En İyi Yabancı Film ve En İyi Animasyon dalları adaylıklarında hoş sürprizler de barındırmıyor değil.

Peki 2017'de başlıca kategorilerdeki Oscar ödüllerini kim kazanır ve aslında kim kazanmalı, teknik dallara pek fazla bulaşmadan buyrun bir göz atalım:

En İyi Animasyon:


Bu daldaki adaylardan Zootopia ve Moana teknik anlamda kusursuz filmler ancak Moana'nın sorunu, anne-babalarından her yıl farklı bir prensesle ilgili her türlü ıvır zıvırı talep eden 4-8 yaş arası Nehirsu'ları hedef aldığını bas bas bağırması. Bu ikisi kadar cafcaflı olmasa da yine de merakla izlenen Kubo'nun geçtiğimiz günlerde kazandığı BAFTA'yla sürpriz yapma hakkını savdığını var sayarsak elimizde daha önce Kısa Animasyon Filmi dalında Oscar kazanmış Michael Dudok de Wit'in naif hikayesi La Tortue Rouge kalıyor. Oscar gibi bol gürültülü bir törende adaylık kazanması bile büyük bir olay sayılabilecek bu diyalogsuz yapım, her ne kadar gerçek sinefiller için bir hazine de olsa, dev stüdyoların milyon dolarlık canavarlarıyla boy ölçüşebilmek için fazla gösterişsiz ne yazık ki.  

Kim Kazanır: Zootopia
Kim Kazanmalı: Zootopia


En İyi Yabancı Film:



2017'nin en kaliteli filmlerle dolu kategorisine hoş geldiniz. Toni Erdmann'ın domine ettiği bu dalda Land of Mine ve The Salesman gibi başyapıtlar ve A Man Called Ove gibi sakin ama çok sağlam bir İsveç filmi de bulunuyor. Akademi üyelerinin, Trump'ın seçilmesiyle yeni yeni düşmanlar yaratma uğraşındaki Amerikan dış politikasının başlıca hedeflerinden İran'la ilgili günah çıkarma ve bu abuk politikalar yüzünden törene katılamayacak olan Asghar Farhadi'yi onore etme gibi bir amaç gütmedikleri sürece The Salesman'in Toni Erdmann'a rakip olması zor görünüyor. Senaryosunun tüm orijinalliğine rağmen insanların artık İkinci Dünya Savaşı öykülerinden bıkmaya başlamasından kaynaklı bir ilgisizliğe mahkum olan Land of Mine'ın da pek şansının olmadığını düşünürsek, Yabancı Film Dalının galibi şimdiden belli diyebiliriz.

Kim Kazanır: Toni Erdmann
Kim Kazanmalı: Toni Erdmann  


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:


2016'da vasat bir filmin iyi oyuncusu olarak parıldayan (ve bugün adını kimsenin hatırlamadığı) Mark Rylance'ın kucakladığı bu ödül, bu yıl yukarıda bahsettiğim pozitif ayrımcılığın sonucu büyük ihtimalle Moonlight'ın ilk yarım saatinde görünen Mahershala Ali'ye gidecek. Yanlış anlaşılmasın, The 4400'da kendisine (ya da daha çok canlandırdığı karaktere) uyuz olmuş olsam da son dönemde özellikle House of Cards'daki performansıyla takdir ettiğim Mahir Bey, Moonlight'da asla başarısız bir oyunculuk sergilemiyor. Ancak adaylar arasında bulunan Jeff Bridges, Michael Shannon ve hatta Lucas Hedges ve bulunmayan André Holland, Alex R.Hibbert ve Aaron Taylor-Johnson'ın performanslarıyla kıyaslarsak Moonlight'ın Juan'ının babacan tavırlarıyla içimizi burkmaktan başka neyi başardığını anlamak bir hayli güç gerçekten...

Kim Kazanır: Mahershala Ali (Moonlight)
Kim Kazanmalı: Jeff Bridges (Hell or High Water)


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:


Anlamsız adaylıklarla dolu bu dalın en dikkat çeken isimleri Viola Davis ve Michelle Williams. Daha önce üç Oscar'a üç kez aday olan Williams ve iki adaylığı bulunan Davis arasındaki rekabetin kazananı ise bu yılki rüzgarın da katkısıyla büyük ihtimalle Davis olacak. Henüz birkaç yıl önce Oscar kazanan Octavia Spencer ve aday olmasına anlam veremediğim Naomie Harris'in geceden eli boş dönecek isimler arasında yer almaları kesin gibi.

Kim Kazanır: Viola Davis (Fences)
Kim Kazanmalı: (Sırf geçen yıl gereksiz yere polemik yaratanlar sesini kessin diye) Viola Davis


En İyi Özgün Senaryo:


20th Century Women'ı henüz izlememiş olsam da bu kategorideki diğer filmlere söyleyecek lafım yok. Ödülü kazanması muhtemel filmlerden La La Land ve Manchester By The Sea bilindik hikayeleri farklı bakış açılarıyla anlatan sağlam yapımlar. Hell or High Water da klasik hırsız polis kovalamacasını eğlenceli diyaloglarla süslüyor. Tüm bu fimler arasında En "Orijinal" Özgün senaryoya sahip The Lobster ise bana göre bu kategorinin doğal galibi olsa da La La Land fırtınasına karşı koyacak kadar kuvvetli değil maalesef.

Kim Kazanır: La La Land
Kim Kazanmalı: The Lobster


En İyi Uyarlama Senaryo:

Screener'larla aramın yaklaşık 10 yıl önce bozulması nedeniyle bu kategoriden yalnızca Moonlight ve Arrival'ı izlediğimi itiraf etmeliyim. Buna karşın bu ödülü -yine o meşhur rüzgarın da katkısıyla- yılın en overrated filmlerinden Moonlight'ın kazanacağını tahmin etmek zor değil.  Filmekiminde izledikten sonra çok etkilendiğim ama bu etkinin gün geçtikçe azalıp şu günlerde kaybolmaya yüz tuttuğu Arrival ise aday olduğu sekiz kategori içinden ancak teknik alanlarda bir şeyler toparlayabilir gibi görünüyor. 

Kim Kazanır: Moonlight
Kim Kazanmalı: Moonlight kazanmamalı


En İyi Yönetmen:

Genelde her Oscar töreni belli bir kategoriden sonra bir filme doğru eğilim göstermeye başlar ve o film tüm esaslı dallardaki ödülleri toplar. Bu yıl bu filmin La La Land olacağı varsayılsa da politik anlamda doğru zamanda doğru yerde pörtlemiş Moonlight'ın da bir sürpriz yapma olasılığını yok saymamak gerekir. Bu bakış açısıyla Damien Chazelle'in şu an parmaklarıyla dokunmakta olduğu heykelciği Barry Jenkins'in elinde görürsek şaşırmayalım.

Kim Kazanır: Damien Chazelle (La La Land)
Kim Kazanmalı: Damien Chazelle (La La Land)


En İyi Erkek Oyuncu:


Absürd adaylıklardan oluşan bir kategoriyle daha karşı karşıyayız. Hadi Denzel Washington siyahi kontenjanından girdi bunu anladım da Loving'deki Joel Edgerton ya da Paterson'daki Adam Driver dururken Viggo Mortensen'ın burada işi ne? Senaryosunun barındırdığı çelişkilere rağmen büyük bir kitle tarafından yere göre sığdırılamayan Captain Fantastic'i unutmadık demenin Akademicesi gibi bir şey mi bu? Bu saçmalığı bir kenara bırakırsak Andrew Garfield'in Hacksaw Ridge'deki oyunculuğuyla ilgili filmin ilk yarım saatinde yaşadığım sorunlar sonlara doğru çözülmüş olsa da kendisinin bu saftirik kahraman rolüyle Oscar'a ulaşması bayağı zor. Bu dalın en iddialı isimleri Ryan "Cool" Gosling ve Casey "Mıymıy" Affleck'in performansları arasından ise Akademi üyelerinin tercihi muhtemelen Casey Affleck yönünde olacak.

Kim Kazanır: Casey Affleck (Manchester by the Sea)
Kim Kazanmalı: Casey Affleck (Manchester by the Sea)


En İyi Kadın Oyuncu:


En İyi Erkek Oyuncu kategorisinin aksine tüm adayların dört dörtlük işler çıkardığı bu dalda yarış, Emma Stone ile Natalie Portman arasında geçecek gibi görünüyor. Meryl Streep, Ruth Negga ve de özellikle Isabelle Huppert'in törenden eli boş dönecek olması ise hepimizi derinden yaralayacak. Akademinin, La La Land'de son derece sempatik bulduğum Stone ile henüz otuz altı yaşında bir Oscar'ı iki de adaylığı bulunan Portman arasındaki tercihi ise bana sanki Stone'dan yana olacak gibi geliyor. 

Kim Kazanır: Emma Stone (La La Land)
Kim Kazanmalı: Natalie Portman (Jackie)


En İyi Film:


Geldik son yılların en fazla sürpriz potansiyeli içeren kategorisine(ee). Törenin az önce bahsettiğim eğilimi ne yönde olur bilinmez ama birçoklarının öngörüsü bu yılın La La Land yılı olacağı şeklinde. Aslında dünyanın her geçen gün yeni bir olumsuz haberle sarsıldığı böyle bir dönemde insanları sinemadan çıktıktan sonra gerçekten mutlu hissettiren ve benim gibi azılı müzikal düşmanlarının bile kalbini çalmayı başaran bu filmin büyük ödülü de götürmesi ne sürpriz ne de haksızlık olur. Buradaki asıl endişem, -bunu yazarken sağdan soldan kafama düşen beş yıldızlar yüzünden acı çeksem de- içerdiği politik anlamda doğru mesajlar nedeniyle gereksiz derecede abartıldığına inandığım Moonlight'ın bir sürpriz yapması. Evet, bu mesajların hiç biri yersiz ya da gereksiz değil ama bunları Moonlight'tan çok daha sarsıcı şekilde aktaran birçok film izledik şimdiye kadar. Barry Jenkins'in filminin görsel ve işitsel anlamdaki büyüleyiciliği, senaryosundaki zayıflıkların göz ardı edilmesine neden olmaz umarım... 


Kim Kazanır: La La Land
Kim Kazanmalı: La La Land