6 Aralık 2006 Çarşamba
Harsh Times (3/5)
Her ne kadar dostluk ve dürüstlük gibi kavramları da ele alıyor olsa da çürümüşlük ve suç hakkında bir film Harsh Times. Batman Begins'le birlikte uzun zamandır hakettiği "starlık" tahtına oturan Christian Bale, filmin en büyük kozu.. Zaten bu tip psikopatlığa yakın karakterlerin yabancısı olmayan aktör, bu filmi de adeta tek başına sürüklüyor. Bale'in yanında Freddy Rodriguez ve Eva Longoria da rollerinin hakkını fazlasıyla vermişler. Oldukça sert sahneler içeren ama asla abartıya kaçmayan Harsh Times, sadece iyi şeyler görüp mutlu olmak için sinemaya gitmeyenler adına iyi bir seçim sonuç olarak..
23 Kasım 2006 Perşembe
Robert Altman hayatını kaybetti

Yaklaşık elli yıllık bir yönetmenlik kariyerine sahip olan ünlü yönetmen Robert Altman arkasında onlarca iyi film bırakarak 81 yaşında hayata gözlerini yumdu. Kendi adıma bu önemli yönetmenin 1990 öncesi filmlerini henüz keşfedebilmiş değilim ancak Short Cuts ve Gosford Park gibi iki başyapıtı izlemiş olmak bile Altman'ın dehasını kavrayabilmek için yeterli. Son dönemde Dr. T and Women ve Cookie's Fortune gibi eğlenceli filmlerin yanı sıra kendi adıma bir türlü ısınamadığım Pret-à-Porter ve Kansas City gibi yapıtlara da imza atan Altman'ın son filmi henüz vakit bulup da izleyemediğim ama genelde olumlu eleştiriler alan A Prairie Home Companion oldu.. Ne diyelim, sinema dünyasının başı sağolsun..
16 Kasım 2006 Perşembe
Michel Sardou: Hors Format

Johnny Hallyday ve Charles Aznavour'la birlikte Fransız müziğinin yaşayan son efsanelerinden olan Michel Sardou, 2 CD ve 23 şarkıdan oluşan yeni albümü Hors Format ile dinleyicilerini kendine bir kez daha hayran bırakıyor. 40 yılı aşkın bir süredir çıkardığı onlarca albüm ve yüzün üzerine "hit" parçayla, hiç gülmeyen yüzü ve tartışmalı politik görüşleriyle gündemden hiç düşmeyen Sardou küçük çapta bir hayal kırıklığı olan "Français"den sonra 2004'te piyasaya sürdüğü "Du plaisir"'le formunu hala koruduğunu kanıtlamıştı. 2005'te bir de "Live" albüm çıkaran sanatçının yeni stüdyo albümü de oldukça başarılı.
Albüme "Concorde" ve "Beethoven" adlı iki parçayla sağlam bir giriş yapılıyor. 3. parça "Allons danser" Sardou'dan beklenmeycek derecede "neşeli" bir şarkı. Bu ilk cd'nin bana göre diğer önemli parçaları "Sature" ve "Les yeux de mon père" ise oldukça duygusal eserler. İkinci cd yine slow bir parça olan "On est planté"' ve tempoyu bir anda yükselten "L'évangile"ile açılıyor ki bu ikisi bence albümün hitleri. Chimene Badi ile duet "Le chant des hommes" ve albümün son parçası "Cette chanson n'en est pas une" 2.cd'de beğendiğim diğer şarkılar. Fransız müziği ile ilgilenenler (çok fazla olmadıklarını biliyorum ama :) ) zaten kaçırmayacaktır ama diğerlerinin de çok geç de olsa büyük bir sanatçıyı keşfetmek adına en azından bir kez dinlemeleri gereken bir albüm. (7/10)
14 Kasım 2006 Salı
Brigitte Fontaine yeniden: Libido

Bazı şarkıcılar vardır ne yaparlarsa yapsınlar belli bir kalitenin altına düşmeleri mümkün değildir. Yeni albümü "Libido" yu piyasaya süren Brigitte Fontaine de bunlardan biri işte. Dalgalı bir kariyeri olmasına rağmen hiçbir zaman belli standartların altına düşmeyen daha doğrusu standartlarını kendisi yaratan bir şarkıcı zira kendisi. 1970'lerden bu yana La femme à barbe, Comme à la radio ve Le nougat gibi kendine has onlarca şarkıyla belleklere kazınan bu çılgın kadın 2004'te çıkardığı "La rue Saint Louis en l'Ile"'den 2 yıl sonra yeniden karşımızda.
Hemen söylemeliyim ki Libido baştan sona çok başarılı bir albüm. Hüzünlü açılış parçası Ex paradis, Mathieu Chedid'in back vokalde yer aldığı Mister Mystere, klasik müzik altyapısına sahip Chateau intérieur ve La métro albümün ilk yarısının en güzel şarkıları. 6. parça olan Elvire bence Libido'nun hit parçası, Mendelssohn doğu ritmlerine sahip çok değişik bir o kadar da güzel bir parça, albümün son parçası Noces, bu çok başarılı albümün kapanışını gayet hoş bir şekilde gerçekleştirirken bize de Brigitte Fontaine'e bir kez daha bravo demek düşüyor. (8/10)
13 Kasım 2006 Pazartesi
Sanseverino'dan 3. albüm
Fransız müziğinin son dönemdeki başarılı ve orijinal isimlerinden Sanseverino 3. albümü "Exactement" ı çıkardı. Son dönemdeki geleneğe uygun olarak bu albüm de bir bonus disc'e sahip üstelik. 13 şarkıdan oluşan ilk cd bana çok farklı bir tat vermedi açıkçası. İşin kötüsü Sanseverino'nun ilk albümünün sahip olduğu enerji ve ritm belki bazı şarkılarda mevcut ancak albümün tümüne bakıldığında genelde birbirine benzeyen ve arka arkaya dinlenmesi zor bir çalışma çıkıyor karşımıza. Yine de şarkıların jazz ağırlıklı altyapısı ve orkestrasyon kusursuz. "Dans la maison sur le port" bu ilk cd'de en sevdiğim parça oldu.5 şarkıdan oluşan Bonus cd ise gerçekten hoş sürprizlerle dolu. Bunlardan belki de en hoşuma gideni Charles Aznavour'un Bon anniversaire'ini Sanseverino'dan dinlemekti. Bunun haricinde eski albümlerden gelen André'nin konser kaydı ve Dans La Salle Du Bar-Tabac De La Rue des Martyrs bu cd'deki önemli parçalar. Sonuç olarak çok fazla yenilik içermese de bu kendine has sanatçıyı sevenlerin kaçırmaması gereken bir albüm Exactement. (6/10)
12 Kasım 2006 Pazar
Lost'ta Ara

Son yılların en izlenmeye değer dizileriden biri olan Lost'a, geçtiğimiz hafta 3.sezonun 6.bölümünü yayınlanmasının ardından 7 Şubat'a kadar ara verildi. Bu tarihte 7. bölümü yayınlanacak olan dizi bir aksilik olmazsa Mayıs ayına kadar ara vermeden devam edecek.
Bu uzun ara öncesi yayınlanan son bölümün onlarca soru ile boğuşan izleyicilerin merakının en azından bir bölümünü gidereceği beklentileri ise boşa çıktı ve işler biraz daha karıştı. Şu an için 6 sezon süreceği açıklanan dizi böyle gider ve her sezon yeni karakterler ve bilinmeyenler eklenirse, sanırım bir 10 sezonu rahatlıkla devirecek..
Saw III (2.5/5)

İlk Saw gerçekten de orijinal bir fikir üzerine çekilmiş gerçek anlamda "çığır açıcı" bir filmdi. Filmin hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından tutulmasının ardından devam filminin gelmesi kaçınılmazdı.
Devam filmi Saw II çok fazla bir yenilik sunamasa da ilk 10 dakikasının dayanılmazlığı ve sonundaki twisti ile bir şekilde hafızalarda yer ediyordu. Serinin son filmi Saw III ise artık bu işin kabak tadı vermeye başladığının bir kanıtı malesef. Üstelik bu sefer herşeyi görmeye alıştığımız ve karşılaşacağımız tüm iğrenç ya da absürd işkencelere karşı hazırlıklı olduğumuz için yeterince rahatsız bile olamıyoruz. Tüm bu sebeplerden ötürü filmin ortalarına doğru gerçekten sıkılmaya başladığımı hissettim ve bu; sinemada, özellikle de gerilim filmlerinde, pek sık başıma gelen birşey değildir. Filmin içindeki gereksiz geriye dönüşler ise zaten durağan olan tempoyu daha da düşürmekten başka bir işe yaramıyor bana göre.
Sonuç olarak filmin sonundan da anladığımız gibi yapımcıların bu işi bitirmeye niyeti yok. Saw IV için oyuncu isimleri bile yavaş yavaş belli olmaya başladı. Önceleri filmin sadece DVD için çekileceği konuşulurken görünen o ki bu bölüm de sinemalarda gösterilecek. Umudum bu serinin de Halloween ya da Friday 13th serilerine benzemeden en azından üçlemenin sonunda bırakılmasıydı ama bu malesef gerçekleşmeyecek ve bir kült seri daha iyice cıvıtılmadan sinema tarihindeki yerini alamayacak..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)